24 Mayıs 2019, Cuma

Karadenizlilerin ve Gezginlerin Buluşma Noktası

Karadeniz’in İncileri: Uzungöl 2

Karadeniz’in İncileri: Uzungöl 2

Karadeniz’in İncileri: Uzungöl 2

Mucit ve ileri görüşlü zihin yapısı, mizah dolu üslubuyla, yetenekli bir iş adamı, girişimci ve bir işletmeci olan aynı zamanda bir sanatkâr olarak da görebileceğimiz İnan Tesisleri’nin kurucusu ve işletmecisi Dursun Ali İnan Bey’le sohbete başlıyoruz şimdi.

Dursun Ali İnan Bey’in Uzungöl macerası 1974 yılında Almanya’dan kesin dönüş yapmasıyla başlamış. Uzungöl’deki yerleşimin ne zaman başladığı konusunda ise ellerinde bir bilgi ve belge bulunmadığını, duyduklarının söylentilerden ibaret olduğunu öğreniyoruz kendilerinden.

Dursun Ali İnan Bey’den öğrenmek istediğimiz ilk konu Uzungül’ün coğrafyası oluyor. Çok uzun yıllar önce dağın patlaması, heyelan sonucu bu göl oluşmuş. Jeologların tespitine göre göl, bir zamanlar 10 km kadar uzuyormuş, ancak sonraları derelerden gelen toprak, taş vs. gibi şeylerle dolmak suretiyle bugünkü duruma gelmiş. Derinliği konusunda verdiği bilgilere göre, çocukluğunda 15-20 metre olarak bildiğini, çok geçmiş tarihlerden gelen söylentilere göre gölün derinliğinin 500 metreye kadar vardığını, bugünkü yerleşin yerlerinin çok eski tarihlerde göl olduğunu, su çekildikçe bugünkü yerleşim alanının doğduğunu anlattı bizlere.

Turizm değeri açısından 1974’lere kadar sadece ara sıra gelen çok az sayıda insanın buranın güzelliğini anlatma gereği duyduğunu, yerli halkın bu durumun pek farkında olmadığını, kendilerinin 1974’lerde alabalık işine girmesiyle çevreden gelenlere balık vermekle hareketliliğin başladığını öğreniyoruz Dursun Ali İnan Bey’den.

Dursun Ali İnan Bey’e yöre halkının yaşamından, daha doğrusu gelenek ve göreneklerinden, düğünlerinden bahsetmesini istiyoruz biraz da. Geçmiş tarihlerde buralarda da başlık parasının çok yaygın olduğunu ancak 30 sene önceki bu durumun geçerliliğini tamamen kaybettiğinin altını çiziyor ilk önce. Eskiden düğünlerin horonlarla, hediyelerle ve yöresel eğlencelerle süslendiğini, gelinlerin at sırtında damat evine götürüldüğünü, araçların gelmesiyle bu geleneğin sona erdiğini, bugün de düğünlerin, nişanların yapıldığını anlatıyor. Genelde Karadeniz’de yapılan düğünlerden pek farklı bir etkinliğin olmadığını, genellikle samimi bir ortamda yapılan düğün merasimlerinde kaval ve kemençe ile horon oyunları tertiplenip oynandığını anlattı özetleyerek.

Yöredeki şairlerden, eskiden okunan şiirlerden bahsetmesini istiyoruz biraz da. Eskiden çok şair varmış ve bununla birlikte çok şiir söylendiğini, özellikle düğün merasimlerinde atma türkü biçiminde söylenen halk şiirlerinin çok yaygın olduğunu, halkın bu şiirlere çok ilgi duyduğunu anlatırken “Eskiden çok acayip şairlerimiz vardı” deyince kendisinden örnek vermesini istiyoruz. İsteğimiz üzerine Dursun Ali İnan Bey, “E vay beni, e vay bana” diye başladı söze. Kendi yöresel şivesiyle de “Çok buyuk manası var punun” diyerek farklı bir renk kattı sözlerine ve “E vay beni, vay bana/ Kül oldum yana yana. Bir sen söyle, bir de ben/ Edelim kovalama” diyerek atma türkülere bir örnek veriyor ve düğünlerde bu sözlerden sonra atma türkülerin, atışmaların devam ettiğini anlatıyor güzelce. Atma türküleri söyleyenlerin de iki gruba ayrıldığını, şair sözü söyler söylemez kendi grubunun tekrar ettiğini, aynı yöntemin karşı taraftaki grup tarafından da uygulandığını da anlatmadan geçmiyor başka bir konuya.

Birazda Uzungöl ve çevresinde yaşayan halkın komşuluk ilişkileri ile konuşmak ve bize bildiklerini, gördüklerini, hatta yaşadıklarını anlatmasını istiyoruz. “Bana göre geçmiş tarihlerde çok farklı ve samimi idi” sözleri ile başlıyor Dursun Ali Bey. Ama yinede, eski samimiyetlerin olmamasına rağmen, bu yörenin insanında hiçbir zaman ne kendi aralarında, ne dışardan gelen konuklara karşı olumsuz duygular beslediğine hiç tanık olmadığını, gayet hoşgörülü ve birbirine bağlı, sevgi dolu, saygılı insanlardan oluşan bir halk olduğunu özellikle vurgulayarak ifade ediyor ve ekliyor “Bizde, burada ne ağa var ne de köle. Herkes birbirine eşit. Herkes birbirini insan kabul eder ve insan sayar.” diyor.

Uzungöl’de tarihi eser hüviyetinde nelerin olduğunu sorduk ayrıca. Uzungöl’de tarihi eser hüviyetinde zikredilmeye değer bir eser bulunmadığını, sadece eski köprülerin olduğunu, bunlarında Karayollarının yol çalışması sırasında yıkıldığını, yıkmak zorunda kalındığını aktarıyor bize.

Karadeniz’den, Karadeniz’in herhangi bir yöresi veya yerinden konuşulur da, hiç o tadına doyum olmaz yemeklerinden bahsedilmez mi? Bizim sohbetimiz esnasında da söz dönüp dolaşıp yörenin kendine özgü yemeklerine geliyor. Dursun Ali İnan Bey, “Bütün Karadeniz’de olduğu gibi bizde de ilk sırayı kara lahana alır” diye başlıyor konuyla ilgili sözlerine. Kara lahananın özgün bir çorbası yapılıyormuş burada. Sade olarak pişirilen lahana yemeğinin yanında, patates, bulgur gibi farklı yiyeceklerin karışımı ile yapılan lahana yemeğinden bahsetmeden geçemiyor ayrıca. Bunun yanı sıra sütle yapılan un çorbası ve patates, soğan, iç yağı ve bir çeşit ot katılarak yapılan bir de ekmek türü varmış. Dursun Ali Bey bu ekmeğin baklavadan da üstün olduğunu iddia ediyor ve kendisinin bu ekmeği çok sevdiğini vurgulama gereği duyuyor. Tere yağı ve kaymakla mısır ununun karışımı ile yapılan Karadeniz sofrasının ana yemeklerinden hoşmeri türü ve benzeri yemeklerin yanında muhlamanın yapıldığını anlatıyor ve muhlama konusunda oldukça iddialı olduklarını söylüyor

Ve sıra geliyor bu yörenin çevresinde yaşadığı bilenen veya söylenen yabani hayvan türlerine. “Bizim tespitlerimizde buralarda 250 civarında ayır var” diyor. Bunun ötesinde vahşi kayalıklarda yaşayan, geyik, karaca ve dağ keçileri, tilki, çakal, kurt, domuz gibi çok sayıda yabani hayvan türünün yaşadığını aktarıyor bize.

Sohbetimizin sonuna yaklaşırken yine ilginç bir konuya sarkıyor sözleri. Dursun Ali İnan Bey’in söylediğine göre geçmiş tarihlerde muhtarlık Uzungöl’ün gölündeki balık tutma işini ihale ile satarmış ve bir veya birkaç kişi bu ihaleyi alırmış. Bu zamanlarda o kadar çok balık olurmuş ki bu gölde, bunu ifade ederken “Balık nasıldı, biliyor musunuz? İki buçuk liraya bir ağ çekerlerdi. O zamanlar iki buçuk liraya, sepet işi, yani 50-100 kg balık çıkardı.” Cümlesi ile açıklamaya çalışıyor bu ilginç durumu. Bu duruma rağmen, yani gölde ve derelerdeki çok fazla balık olmasına rağmen ve yöre halkı gıda kıtlığı içinde iken, bu protein değeri çok yüksek olan balıkları tutup yemeye nedense pek rağbet etmiyormuş.

Dursun Ali Bey yaptığı işe ilk defa balık tutma merakı ve isteği ile başlamış, sonra rahmetli annesinin karşı çıkmasıyla balıkları eve getiremez olmuş ve onlara bir gölet yaparak yaşatmaya çalışmış; balık yakalayarak beslemeyi meslek haline getirmek suretiyle bugünkü İnan Tesisleri’nin alt yapısı oluşmuş.

Yaşam eski tarihlerde iyi sayılırmış Uzungöl’de. Ancak Rus Harbi dedikleri dönemin başlamasıyla (1913-1915) çok şey değişmiş. Bu harpte sıradan 22 mahalleden 25 insan harpte şehit olmuş. Bu olaylardan sonra buraların yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını belirtiyor Dursun Ali Bey.

Durun Ali Bey’e bir de yaylaları soruyoruz. Durnalı yayla, Veli yaylası, Büyük yayla gibi birçok yaylanın ismini veriyor. Anlattıklarından anlıyoruz ki, birçok yayla köy olarak geçiyor veya öyle. Yani hem köy hem yayla işlevi görüyor birçok yerleşim yeri. E burası Karadeniz diyoruz; suyu farklı, havası farklı da yaylası hep aynı olur mu? Olmaz tabi ki!

Kendilerinden yıl boyunca iklimin nasıl olduğunu öğrenmeye çalışıyoruz Uzungöl’de. Mart, Nisan ve Mayıs aylarında bir yıl yaşanan kışın, ilkbaharın, yaz ve güz mevsimlerini günbegün yaşamanın mümkün olduğunu söylüyor. Mayıs ayında bazen o kadar sıcak olurmuş ki, torağın kuraklıktan çatladığı zamanları bile hatırladığını ifade ediyor. Temmuz ayı çürük ayı olarak anılıyormuş ve büyük ölçüde yağmurlu geçiyormuş. Eylül, Ekim ve Kasım ayları ise Uzungöl ve çevresinin en keyifli zamanlarıymış. Bunu ifade etmek içinde “Uzungöl’ü ve dünyayı, bu ilk bahar ve son baharı için seviyorum” diyor. Ocak ayına kadar kar yağarmış ve en fazla kar kalınlığı 15-20 santim kadar oluyormuş.

Uuzungöl’deki turizm tesislerinin yeterli olup olmadığını soruyoruz ayrıca. Artık herkesin bu işi yapmak istediğini ancak turizm tesisi kurup işletmenin profesyonel anlamda ve en son teknoloji kullanılarak, ancak doğayı bozmadan yapılması gerektiğini, bu anlayışa ihtiyaç olduğunu, bilinçli bir toplum olursa bilinçli bir işletmeciliğin ortaya çıkacağını, aksinin mümkün olmadığını, kültürlü, oturup kakmasını, medeniyetin kurallarını bilen bir toplumdan oluşan müşterilerin işletmeleri iyi, doğru ve güzel bir istikamette yönlendireceği düşüncesinde olduğunu aktararak başlıyor sözlerine.

Turizm hizmeti veren tesislerin personel durumu hakkında bilgi veriyor bize Dursun Ali İnan Bey. Bu konuda genelde tüm dünyada aynı sorunların yaşandığını, yeterli donanımda eleman sıkıntısının her yerde var olduğunu, bu sorunun personeli birkaç ay çalıştırmak ve yıl boyunca güvencesiz bırakma mantığıyla hareket edildiği için doğduğunu, oysa elemanlara gerekli güvencenin verilmesi halinde hizmette de kaliteye ulaşılabileceğini belirtiyor. Ortadaki sıkıntıların bir kısmı eleman, diğer kısmı işletmecilik ve müşterilerin yaşam kültürünün farklılığından kaynaklandığını, ama her şeye rağmen iyimser olduklarını ifade etme gereği duyuyor.

Dursun Ali Bey’e Uzungölde halkın yaşam biçimi ve hayata nasıl baktığını soruyoruz. “30 yıl öncesinde kadın erkek eşitliği yoktu Uzungöl’de. Benim duyduklarım ve bizden önceki kuşaklardan öğrendiklerime göre gelinler, beyleri ile kaynanasının yanında konuşamazmış, çocuklarını nazlayamazlarmış, bir yerde eşiyle yan yana oturamazlarmış...” diyor. Hasılı birçok işi gelinler yaparmış ve haliyle bu olumsuzluk bütün Karadeniz’de mevcutmuş ancak çok eskiden kalmış bu tip olumsuzluklar, en az otuz yıl öncesinde kalmış artık. Diğer yanda ekonomik ihtiyaçtan erkekler gurbette çalışırken, kadınların tarlada çalıştığını bunun dışındaki olumsuz örneklerin bir istisnadan ibaret olduğunu belirtiyor.

Dursun Ali İnan halkın ormanda yaş ağaç kesmediği halde, kendi ihtiyacını çürümeye yüz tutmuş yıkılmış ağaçlardan karşılamak istese de ormancılar tarafından yakalanacağını, bu duruma bir an önce dur demek gerektiğini belirterek Karadeniz yöresinin hemedüşüncelerin her tarafında yaşanan çok önemli bir soruna kısa da olsa değinmeden edemiyor.

Birde şenlikleri soruyoruz kendisine. Eskiden şenlikler olurmuş, gençler kendi aralarında çeşitli eğlenceler yapar, yayla yollarında kimisi çarıklı, kimisi yalın ayak sırtlarındaki yükü atar ve horon oynarlarmış bol bol. O kadar ki yayla yollarında beş ayrı horon halkası oluşturulurmuş ama o eskideki neşe maalesef şimdi yokmuş.

Değerli Dursun Ali İnan Bey’e son olarak söylemek ve eklemek istediklerini soruyoruz ve işte bize söylediği son sözleri: “Son olarak eklemek istediğim, her şey güzel olsun, her şey iyi olsun, karamsar olmayalım; hayat devam edecek buna göre dünya güzel, yaşamak güzel, her şey güzel.”

HABERE AİT RESİMLER

Kaynak: Karadeniz Karadeniz Dergisi

Editör: Bekir HAŞİMOĞLU

Karadeniz’in İncileri: Uzungöl 1 Karadeniz’in İncileri: Uzungöl 1

Haber Yorumları

Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yükleniyor
yukarı çık